yukarikoykoyu.sitemynet.com
YUKARIKÖY KÖYÜ (YUKARIHORTOKOP)MAÇKA/TRABZON KÖY HAKKINDA ve TARİHÇE LİNKLER SAYFASI KÖYDEN GÜNCEL HABERLER YUKARIKÖY KÖYÜNDE EĞİTİM KÖYÜMÜZÜN YETİŞTİRDİĞİ KİŞİLER KÖYÜMÜZDE KULLANILAN SOYADLAR KÜLTÜR ve SANAT SİZİN YAZILARINIZ SPORTİF FAALİYETLER YAYLACILIK SAĞLIK YEMEK KÜLTÜRÜMÜZ

SİZİN YAZILARINIZ


MİLİÇ (İSMAİL KURT)

Hiçbir şeyden habersizdik biz o köyde doğduğumuzda. Kimilerimiz ilerde köy nüfusu kalabalık olsun, kimilerimiz tarla işlerinden kişi başına düşen yük azalsın, kimilerimiz aileye dışardan gelin getirsin; iş ortağımız olsun, kimilerimiz hastalıktan ölümler olursa çocuksuz kalınmasın ve hatta kimilerimiz ilerde kan davası olursa kanımızı sürsün diye doğurulduk ebesiz, doktorsuz bir mermi sesine eşit haber olarak. Bilmiyorum belki de bazılarımız gurbette bulunan babalarımızın kucağı ile tanışmak için uzunca bir zaman beklemişizdir. Gün boyu bırakıldığımız beşik yada ağaçtan ağaca asılan salıncaktan ağlama sesimizi duyurabildikçe ana sütüyle susmuşuzdur.

Köyümüzde bulunan meyveleri yabani yada aşılı türleriyle, eski ve yeni adları ile harita mühendislerinin günlerce uğraşarak bulamayacakları nokta tarifleriyle birbirimize tarif ederdik. Çoğu zaman izinsiz uğrardık taşlarla kovalandığımız meyve ağaçlarının altına. Ortaklaşırdık kucaklarımızla taşıyabildiklerimizi. Belki köyümüzde yetişen meyvelerin tatlarına olgunken hiç bakamadık ama zaten olgunlaşmalarına fırsat vermezdik zavallıların. Meyvelerin bulundukları yeri nasıl mı anlaşılır anlatırdık birbirimize. İsmail KURT'un (Miliç) köy milli takımındaki dizilişte yerini almış köy büyüğü futbolcular listesinden atıf yaparak. Şimdilerde anılarımızda kaldı namı değer Miliç (o zamanlar Beşiktaş futbol takımında kalecilik yapmış Yugoslav futbolcu). Bu bizim Miliç İsmail (orijinali kaleci olsa da) hiç kaleye geçmemiştir futbol oynadığı zamanlarda. Hatta kaleye değişmeli geçileceği zamanlarda kıvrak zekasını kullanarak herkesin talip olacağı yer haline getirir, nerdeyse ihaleye çıkarırdı kaleyi. Şimdilerde köy büyükleri listesinde adını saygı ile okuduğumuz büyüklerimiz o zamanki Köy Milli takımının yedeklerinde hatta genç takımında bulunuyorlardı. Nasılda hiç şaşırmadan oynatırdı onları köyün gece eğlencesi olan mısır ırgatlıklarında. Her biri köyün saygın büyükleri olmanın ötesinde köyün değişmeyen coğrafyasına kalıcı birer abide olarak adlarını yazdırmışlardır. Ya kıran, ya sırt, yada dağdır simgeleşen adlarla. İlkbaharda "Rüzgarlı Kıran"ı dönünce Yukarıköy'e doğru, Taflan Hasan'ın arazisi karşılar yeşil etamin üstüne pembe çiçekler işlenmiş gelinlik kızların çeyizi gibi köy dokusu insanı. Bir adım ilerde Şakşağın (sonradan Ahmet Çavuş oldu) binbir çeşit meyve ile zenginleştirilmiş arazisi kilim gibi serilir köyün tabanına. Tırmanıştır köyle kucaklaşmak dağcılara taş çıkartırcasına Minik'in kırandan yukarı. Ana kucağıdır şevkatle sarar seni Analık'ın arazisi. "Kilise Kıranı"nı dönünce takımın orta sahası çıkar karşına yedekleriyle birlikte. Düzenli paslaşmalarla devam eder Miliç'in maçı. "Dereli'nin Suyu"ndan, "Balahor'un Kıran"a yan pas, ileri pasla çıkarsın Eğri Hasan, Ateşoğlu Osman'a ve son vuruştur İmamoğlu Osman'ın rakip kaleye attığı şut. Tekeoğlu'nun sırttan Candarma Hasan'a atılan yan pas taça çıkmışsa eğer, Memiş kullanacaktır bu taç atışını. Arapların suni olarak yaptıkları yeşil halı sahaya inat uzanan "Tarakçı'nın Çayırı"ndan. Devre arasında Topal İsmail'in suyundan kana kana içilen su şişesi, yedek kaleci Fettah Mahmut'a uzatılır. Maç, hakemin gelişiyle yeniden başlar.

Uçsuz bucaksızdır benim köyüm. Vazgeçemediğimizdir. Değinemediğim diğer güzellikleri başka bir yerlerde aramaya gittiğimde, seremoniye çıkmış takım oyuncularını köyün belli yerlerine kümelenmiş unutulmaz kalabalıklar halinde sessizce dinlenirken ziyaret ettim.

O'nun anısına

Sinan KOL




BABACIĞIM

Bana Yukarıköy denince babama olan özlemimi hatırlatıyor, yaşanması gereken ama yarım kalan hayalleri ve anıları. Köyün her noktasında her dalında taşında toprağında izleri olan mam.
Bir türlü arayıpta bulamadığım izlerini hatırlatıyor.
Sana doya doya babacığım bağırmak sevgimi özlemimi haykırmak isterdim.
Sen de beni bağrına basıp kucaklamanı isterdim.
İkimizin beraber paylaştığı anılarımız olsun isterdim.
Ama bendeki tek anın bir gün kapının önündeki kalabalık, sonra gözümün önünden asla gitmeyen tabutun. İşte birbirimize ait olan ve benim seninle hatırladığım tek anım, aradan yıllar geçse de asla silinmeyen tek anı. Oysa diğer çocukların gibi benim de gözlerimin içi gülerek sana dair anlatacak güzel anılarım olsun isterdim.
Beni sensizliğe senin sevgisizliğine mahkum bıraktı tanrım. Bazen soruyorum 9 tanesine yaşattın da neden bana çok gördün diye.
Senin arkadaşlarından ALİKEMAL KOL mükemmel insandı diyip senden anlatmaya başladıkları zaman ben mutlu oluyorum ve seninle gurur duyuyorum.
Her zaman da gurur duyacağım.
ALİKEMAL KOL'UN ANISINA
SENİ SEVİYORUM BABACIĞIM

SONGÜL KOL

HASAN AKSOY'UN ANISINA

Değerli büyüğümüz, ağabeyimiz Hasan Aksoy'un vefatını öğrenmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Maçka'yı, Yukarıköy'ü Hasan Aksoy'suz düşünmek çok zor. Onu Kiremitliden yukarı krem renkli hırkasıyla gelir gibi görüyorum. Hırkasının bir cebinde gazete, diğer cebinde ise mutlaka kitap olurdu. Okuma sevgisini ondan öğrenmiştim. Benim gibi nicelerinin de öğrendiğini sanıyorum.
Hasan Ağabeyi anlatabilmek çok zor. Neler yazılmaz ki onun için. Futbol topunu ilk onda gördüm. İlk fenni kovanı da. Ayrıca yığınla kitap ve gazeteler...Onları okumanın verdiği bilgi birikimi. Daha neler yazsam bilmiyorum. Şiirler, öyküler, masallar hatta romanlar bile yazılabilir sana.

HASAN AĞBEY
Çok çalışıp, çok uğraştın.
Arılarla arkadaştın.
Dağ, ova, yayla dolaştın.
Çiçeklerle vedalaştın.

Zaman zaman gülümserdin.
Bir gün düzelecek derdin.
Ne idi ki...Senin derdin.
Uğruna ömrünü verdin.

Hasta yattın duyamadım.
Geçmiş olsun diyemedim.
Cenazene gelemedim.
Çok üzgünüz Hasan Ağbey.

FİKRET KOL

YAYLAMIZ

İstanoz'un yokuşunu çıkarsın
Dinlenirken yaylalara bakarsın
Çeşit çeşit çiçeklerle süslenen
Bahçeleri seyretmeye dalarsın

Serindir yaylamız,soğuktur suyu
Her bahçede olur küçük bir kuyu
Çalışır insanı bütün yaz boyu
Yaylaya aşıktır,onların soyu

Yaylamıza gelde hayellere dal
Kuru ekmek yesen tadı olur bal
İstersen birkaç gün,ister üç ay kal
Vargit çiçeğinin kokusunu al

Yaylamıza olan özlemim bitmez
Evimiz yıkılmış bacası tütmez
Hayali gözümün önünden gitmez
Onu anlatmak mı? Şiirler yetmez...

FİKRET KOL

MEMLEKET HASRETİNE...

Her gece Karadeniz müzikleri dinlerken baskın olur köy hasreti. Burnumda tüter Naldöken'den köyümün müthiş görüntüsü. Sonra duman kokusu gelir burnuma, yağmur çiseler usulca hayalimde. Hiçbir yerde yoktur yağmurdan sonra buram buram toprak kokusu. Keşke derim içimden birkaç nesil önce gelseydim, dünyaya o şanslı insanlardan olsaydım keşke de yaşasaydım doya doya ırgatlıkları, yoklukları, zorlukları, tarla ekip hasat almayı, kemre taşımayı, günlükçü gitmeyi. Ailem gibi anlatacak hikâyelerim olsaydı torunlarıma. Son demlerimde bile dilimde köy anılarım, yayla hasretim olsaydı keşke..."
Zamanında dinlemiştik anneannemizden annelerimizin düğünlerini, kaçışlarını, dayılarımızın, amcalarımızın, teyzelerimizin, halalarımızın gençlik hikâyelerini. Okula mısır ekmeği, turşu kavurması yiyip giden akrabalarımızın arkadaşlarına pilav, kuru yedik diye anlatışlarını. O zamanlar bıkılan bu yiyecekler şimdi bizim en özel mönümüz! Kıymet bilmek lazım, insan şükretmeli yokluklara, varlıklara.
Ne kadar şanslıymış ailelerimiz yaşadıklarıyla, zorlukları bile tatlıymış. Biz ise taş yığınları içinde yaşamaya çalışan bir nesiliz. Fırsat bulmaya çalışıyoruz anlatılanları yaşamak için ama çok geç. Her şeye rağmen orada uzun süre bulunamasak da biz yine de o köye aidiz. Özlem çekiyoruz, bu varlık doyurmuyor bizi. Köyün kokusuna, dumanına, hasat zamanına, ırgatlıklarına, düğünlerine, mevlitlerine daha sayamadığımız birçok güzelliğine hasretiz. Mezarlarımız bile güzel içinde yatan tarihi bilene, ezan sesi bile köyümüzde daha huzur verici.
Evet, birçoğumuz köy özlemi çekiyoruz, çekmeye de devam edeceğiz ama biz Yukarıhortokop'lu gençler olarak bizden önceki nesil bize nasıl köyümüzü anlattıysa ve onların anlattıklarıyla köyümüze nasıl bağlandıysak, bizden sonraki nesillere de Yukarıköy'ün güzelliklerini aşılamalıyız ki Yukarıköylü olmanın gururunu diğer nesillerde taşıyabilsin.

SAYGILARIMIZLA
Beşir AVCI eşi Ayşe AVCI anısına

Torunları

Özlem AYDIN ve Zeynep KOL


GURBET

Göçmen kuşlar gibi göç gater, gater
Gurbet gurbet gider Yolumuz bizim...
Her mevsim de başka renk, başka amber
Gurbet gurbet tüter gülümüz bizim....

Sılayı gönülde gizem yapmışız
Gurbet, gurbet sızar Yaşımız bizim...
Hasret hırkasını melanet takmışız
Gurbet gurbet kaynar aşımız bizim...

Gözlerim ufukta şafağı bekler
Gurbet, gurbet uzar gecemiz bizim...
Nazlı yar sılada yolumu gözler
Gurbet gurbet yazar hecemiz bizim...

Dört yaşında geldi yaş kırka vardı
Gurbet gurbet ağrır başımız bizim...
Baba oldu, dede oldu kırardı
Gurbet gurbet gezer salımız bizim...

Dost Çağları'm çağlar hasret nehrinde
Gurbet, gurbet yanar içimiz bizim...
Anamı, sılamı görürüm düşde
Gurbet gurbet rüya düşümüz bizim.....

MEHMET CİHAT BABİLLİOĞLU

ÖLÜMÜ GÖZE ALIP

Ölümü Göze Alıp

bir yaman kuş olsam
dalgalara kanat vursam
ölümü göze alıp
denizlere kafa tutsam

yalnızlık bir ada olmasa

bir yaman gelincik olsam
taşlara kök salsam
ölümü göze alıp
dağları parçalasam

hasret ardında kalmasa

bir yaman türkü olsam
saza söze dursam
ölümü göze alıp
aşkı yaksam

yüreğin canı acımasa

bir yaman ceylan olsam
ok sırtımda koşsam
ölümü göze alıp
avcıyı kovsam

yaprağa kan damlamasa

ne kuş
ne de gelincik
olmak isterdim
ne türkü
ne de ceylan
ölümü göze alıp
insan kalırdım

insan insana kıymasa

MEHMET CİHAT BABİLLİOĞLU

yukarikoykoyu@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın